Ahde vefa
Ahde vefa
Ben her alanda şunu bilirim. Adamlıkta bunu gerektirir. Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişmeyeceksin.
Ne diyordu Üstad Necip Fazıl; “Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen, hem yolunu kaybedersin, hem dostunu”.
Peygamberimiz Mekke’nin fethinden sonra Mekke’ye yerleşme yerine tercihini Medine’den yana yapması en zayıf ve güçsüz olduğu dönemde sadece şehirlerini, gönüllerini değil, bütün imkânlarını kendisine açan Medinelilerle birlikte tekrar Medine’ye dönmesi Peygamber siyasetinin özünü vefa oluşturduğunun en güzel örneğidir.
Tıpkı Bedir’den sonra ganimet paylaşımı yapıldığında Medineli Müslümanlara, “Ben size yetmez miyim?” dediği gibi.
Mekke her ne kadar Peygamberimiz’in doğup büyüdüğü şehir olsa da, Medine Peygamberimizle özdeşleşmiş bir şehirdir. Bugün Medine’de metfun bulunan Peygamberimiz, ahde vefanın en anlamlı ve çarpıcı örneğini sergilemiştir. Mescid-i Nebevi’nin içinde yatan o mübarek ve pak bedeniyle adeta hepimize şunu demektedir: “Ahde vefası olmayana güvenilmez!”
Siz siz olun, asla size zor zamanlarınızda gönlünü ve yurdunu açan insanları başka imkânlar bulduğunuzda terk etmeyiniz.
Zor zamanlarda yanında olan insanları iki dakikada satan vefasızlara bunun anlamını anlatamazsınız.
Yolda bulduklarını ve yarın kendilerini yarı yolda bırakacaklarını pekâlâ bildiği insanları sadık dostlarına tercih edenlerin nasıl hüsrana uğradıklarına tarih şahittir.
Güçsüzken size küfreden, güçlendiğinizde yanınıza sokulan soytarıları baş tacı ederseniz, dostlarınızı gücendirirsiniz gönül koyar giderler. Yarın güçten düştüğünüzde de o güç budalası soytarıları yanınızda bulamazsınız.
Dostlarımız yanlışlıklar karşısında susmazlar. Kırmadan, dökmeden, sadakatlerine uygun bir dille gerekli eleştirileri yaparlar. Yalakalar ve soytarılar ise kafa sallayıp güç devşirmeye kalkışırlar.
Ahde vefa gösterenler, dostlarını yanında tutan, güç için yanına koşanları da idare etmesini bilendir. Bu dengeyi doğru kuramayanlar hem dostlarından olur hem de yarın dengeler değiştiğinde kendi eliyle karşı yeni düşmanlar kazandırır.
Aslında bütün mesele nerede bulduğun değil, mesele karakter, sadakat ve duruş meselesidir. Sadece kâra değil zarara da ortak olma meselesidir.
Tâlip olanın yükü alamayınca ârizi suçladığı; birlikteyken diyemediğini, gözden çıkarılınca dışa vuran; hakka, hukuka, ahde vefası olmayan; bahane bağımlısı; nefsine tapan tüccar ruhlu kişiler aynaya bakmadan yarın bir yansımada neye dönüştüklerini görecek, hatalarını kabullenmek ağır geldiğinden suçlayacak birilerini arayacaklar. Yanlarında durmayın.
Selam ve dua ile…