Bir hâl oldu bize!
Bir hâl oldu bize!
Şöyle bir etrafıma bakıyorum; hakikatsizlik, adeletsizlik, çirkinlik ve edepsizlik dört nala gidiyor.
Canım ülkem insanları; hakikati, adaleti, hakkı, hukuku, vicdanı, edepli olmayı en önemlisi insanlığı ne zaman kaybettik?
Kime ne için, nasıl güveneceğiz?
Hakikati aramak için çıktığımız yolda yolu kaybettik, yoldan çıktık kendimizi kaybettik. Ne yayın yaptığımız belli ne de frekansımız…
Hakikati görememizden dolayı ne yazık ki gerçek, aynı tadı vermiyor. Zaafa düştük. Ölümden çok dünyayı, malı-mülkü, makamı sever olduk.
Dün mütevazi olanlar bugün servet, makam sahibi olunca kibir tavan yaptı.
Bir hâl oldu bize, hâlimizi kaybettik.
Gerçek olanı bırakıp yansımalar da kaybettik kendimizi.
Söylesene, bizi yanıltan şey neydi?
Yoksa günahlarımızın utancından başımızı kaldıramadık da göremedik mi hakikati?
Susma!
Söyle hadi!
Önce birbirimize olan muhabbeti, hüsnü zannı, hesaba çekileceğimize olan samimiyetimizi ve kardeşliğimizi kaybettik, dünyaya meylettik.
Sonra kaybettiklerimizi saymaya bile gerek yok.
Sebeplere odaklanmadan sonuçları konuşmak önümüzde duran apaçık hakikati değiştirmiyor.
….”Allah’a ve ahiret gününe (hesap gününe) iman edenler ya hayır (hakikat) konuşsun yahut sükut etsin (hakikati dinlesin) ” demiyor muydu Allah’ın Rasul’u Hz.Muhammed ?
Allah, Müminin sükutuna bile tefekkür etmesi şeklinde bir hakikat payı bırakmıştır. Bizler ise kelamda bile hakikati kaybettik…
Ola ki sorarsa çocuklarımız; biz hangi hakikati kaybettik?
Şu cevabı veriyoruz;
“Süleymaniye’yi yapan millet Allah’ı görmüş bir millettir.
Biz, işte kaybettiğimiz bu hakikatin peşindeyiz.”
(Sezai Karakoç)
Cüneyd-i Bağdadi der ki;
“Çölde bir ağacın altında bir gence rastladım. Ona `burada niçin oturursun` ? dedim.
O da: `Burada bir hâl kaybettim` dedi. Onu terk edip, hacca gittim. Hacdan döndüğümde, bir de ne göreyim?
Genç, o ağaca yakın bir yere geçmiş. Ona `burada oturmana sebep nedir` ? dedim.
`Aradığım hâli bu yerde buldum ve burada kaldım` dedi.”
Cüneyd-i Bağdadi şöyle devam eder: “Bu iki halden hangisi, kaybettiği haline sarılması mı? Yoksa muradına kavuştuğu yere sarılması mı?daha şereflidir, bilmiyorum.”
“Cüneyd`i Bagdadi’nin dediği gibi biz de bilmiyoruz. O ağacın altında mı beklemeliyiz, yerimizi mi değiştirmeliyiz, bilmiyoruz.
Bir yanımız diyor ki; Kaybettiğimiz hâlimizi o ağacın altında kaybettik. Sadakatle beklememiz lazım. Bekleyelim, doğruya bu yakışır.
Diğer yanımız itiraz ediyor: Kaybettiğimiz hâlimizi o ağacın altında kaybettik. Artık burada durmamamız lazım. Bereket gitti buradan, nasip burada kesildi.
Ne alındıysa buradayken alındı. Ne kaybettiysek burada olduğumuz için kaybettik. Gidelim, akıllıya bu yakışır.”
Bilmiyoruz, bilmiyorum. Ama şunu biliyorum; `Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerini bol bir su ile sulardık.` (Cin, 16)”
Selam ve dua ile…