UA-131003470-2
DOLAR 13,4566
EURO 15,2718
ALTIN 772,39
BIST 1.848
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 5°C
Karla Karışık Yağmur
Ankara
5°C
Karla Karışık Yağmur
Per 8°C
Cum 12°C
Cts 10°C
Paz 10°C

Deva mı, Bela mı?

16.01.2021
119
A+
A-
Spread the love

Deva mı Bela mı?

Hepimizin bildiği üzere, Sayın Ali Babacan liderliğinde,“DEVA” kısaltmasıyla,“Demokrasi ve Atılım Partisi” Türkiye’nin 84’üncü partisi olarak kurulmuştur. Ali Babacan, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nin kuruluş sebebini şu şekilde açıklamıştır:

“Ekonomi dışındaki, gündem maddeleri ile ülkemizin başarısız bir şekilde yönetildiğini ve işlerin daha da kötüleşeceğini gördüğümüz için, bu siyasi partiyi kurmaya karar verdik. Amacımız, bütün planlarımız, hazırlıklarımız iş başa düştüğünde, yani Türkiye’yi yönetme sorumluluğu üzerimize düştüğünde planlarımızla, projelerimizle ve kadrolarımızla tamamen hazır hale gelmek”.

Ali Babacan partisinin kuruluş nedenini bu şekilde açıkladıktan sonra sorun olarak gördükleri şeyleri sıralayarak, bunların çözümü için, artık DEVA Partisi olarak göreve hazır olduklarını şu şekilde ifade etmiştir;

“Kadınlarımız tehdit altında yaşamaktan ıstıraplı. Ülkemizde adalet yaralı, demokrasimiz yaralı, halkımız ne kadar haykırsa da sesini duyuramıyor. Korku siyaseti, polemikler, kavgalar hepimizi yordu. Çalışanlarımız işsiz kalma korkusuyla yaşıyor. Emeklimiz, memurumuz her yıl daha büyük güçlüler çekiyor.

Yatırımcımız önünü göremiyor. Eğitim en önemli sorun alanı olarak hâlâ önümüzde. Sağlık sistemimiz hızla bozulma sinyalleri veriyor. Şehirlerimiz hızlı betonlaşmanın ağır yükünü kaldıramıyor. Bu ülkenin insanı son birkaç yıldır çok üzüldü, yaralandı. Her şeyi elinden alındı ama sabır gösterdi. Artık geldik buradayız. Zaman Türkiye için sorumluluk alma zamanı. Türkiye için iyileşme zamanı başladı. Derdinize ortak arıyorsanız biz DEVA’yız. Derdinize hızlı çözüm arıyorsanız biz DEVA’yız. Artık DEVA zamanı diyoruz.”Ali Babacan’ın bu çıkışıyla birlikte, başlangıçta kamuoyunda Demokrasi ve Atılım Partisi’ne yönelik büyük beklentiler belirmiştir.

Sayın Ali Babacan’ın ekonomik politikalarda ülkemizi bir yere taşıyabileceği ve yaşanan sıkıntılara çare olabileceği şeklinde bir beklenti içerisine girilmiştir. Ancak, çok kısa bir süre sonra, bu beklentiler kaybolmaya başlamıştır. Değişen ve gittikçe keskinleşen siyasi iklim içerisinde, geliştirdiği söylemle DEVA, siyasi tartışmaların odağında olan bir parti haline gelmiştir. Ali Babacan, halkımızın büyük ümitlerle beklediği;“ekonomik sıkıntılarının nasıl giderileceği” konusunda tatmin edici bir açıklama yapmak yerine, popülist bir yaklaşım izlemeyi tercih etmiştir.

Parti programının giriş kısmında yer verilen temel hak ve hürriyetlerin kullanımı kapsamında; anadil, anayasal vatandaşlık ve güçlü yerel yönetimler gibi konularda HDP ve PKK propagandasını aratmayan bir söylemi benimsemiştir.

Ali Babacan ve diğer parti yöneticileri tarafından, sanki “vatandaşlarımız arasında bir ayrım yapılıyor algısını oluşturabilecek” pek çok konuşma yapılmıştır. Ancak ben burada Şanlıurfa İl Başkanı Ahmet Tüysüz’ün AK Parti’yi açılım sürecinden vazgeçmekle eleştirdiği konuşmasını örnek vereceğim.

Tüysüz bu konuşmasında; “Adını doğru koyarak başlayalım; Türkiye’de bir Kürt sorunu vardır. Parti programımızın girişini oluşturan temel hak ve hürriyetlerin, merkezi ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ile büyük ölçüde çözüleceğine inanıyorum” ifadelerini kullanmıştır.

Daha sonrasında ise; “Adını doğru koyarak başlayalım; Türkiye’de bir Kürt sorunu vardır. Bu konuda herkesin farklı fikirleri ve çözüm önerileri olabilir. Mevcut iktidar bu sorunu çözmek adına açılım süreci ile bir süreç başlatmış, belli bir aşama kaydetmiş, sonradan içi sulandırılıp, milli birlik ve kardeşlik projesine evrilerek, eskisinden daha kötü bir noktaya getirilerek çözümsüzlüğe terk etmeyi tercih etmiştir.

Özellikle, ceza dosyalarında çok sıkça karşılaştığım bir pratik açılım sürecinde insanlar fikirlerini açıkça beyan etmiş, sosyal medyada görüşlerini dile getirmiş ancak aradan uzun yıllar geçtikten sonra adeta devlet kendi vatandaşına tuzak kurmuş bir refleksle ve tamamen güvenlikçi bir politika ile demokratik ve özgür ortamda beyan ettiği fikirleri soruşturma dosyalarına dönüştürerek, insanları cezalandırma yoluna gidilmiştir.

O dönem suç oluşturmayan bir eylem, yasada herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen, evrensel bir ilke olan suç ve cezaların geriye yürümezliği prensibi yerle bir edilerek suçmuş gibi işlem görmüştür. İnsanların neredeyse yarısı örgüt propagandası suçundan sabıkalı durumdadır…” ifadelerini kullanmıştır.

Tüysüz konuşmasında; hükümetin, çözüm sürecinden çekilmekle çok yanlış bir karar verdiğini ve Kürt kökenli vatandaşlarımıza ayrımcı bir yaklaşım sergilediğini iddia etmiştir. Böylelikle hiç olmadık bir zamanda, yapay bir gündem oluşturarak, daha önce HDP’ye verilen oylara talip olduklarını hissettirmiştir. Ali Babacan’ın da benzer nitelikteki pek çok ifadesi bulunmaktadır.

Deva Partisi lideri ve yöneticileri tarafından sıklıkla dile getirilen bu konularda, AK Parti ve MHP yönetimleri çok ağır ithamlarla suçlanmıştır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi doğrudan hedef alan ve siyaseten varoluş ilkeleriyle örtüşmeyen bu konuşmalar, MHP yönetimince büyük tepkiyle karşılanmıştır.

MHP Yönetimince, Ali Babacan’a;“sahip olduğu nimetleri inkâr eden, hayırsız evlat gibi, ülkemiz gerçeklerinin dışında hareket ettiği” eleştirisi getirilmiştir. Bu haksız açıklamalarının sadece PKK terör örgütünün ve HDP’nin işine yarayacağı uyarısı yapılmıştır. Bu nedenle bu söylemlerinden vazgeçerek, siyasi ahlak dâhilinde politika yapması önerilmiştir.

Ancak, Ali Babacan kendisine yönelik bu eleştirileri dikkate almayarak, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, AK Parti yönetimine ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye yönelik suçlayıcı açıklamalarına devam etmiştir.Bunun en yakın örneğine geçtiğimiz günlerde yaptığı konuşmasında rastlamaktayız.

Ali Babacan Bu konuşmasında;“Ülkenin bekasıyla ilgili çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bu ülkenin siyasi birliğini, toprak bütünlüğünü önemsiyorsak, şu anki iktidarın kafasıyla olmaz.

Bir yandan Bahçeli, bir yandan Perinçek. Bunlar mı ülkenin bütünlüğünü sağlayacak. Bunlar taraflı siyasi çizgide. AK Parti’yi de, Cumhurbaşkanı da o tarafa çekiyorlar. Ülkenin belli kesimini sistemin dışına iten, öteleyen yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız.

Temsilde ciddi sakıntı var. İnsan olmaktan kaynaklı hakları herkesin doya doya yaşaması lazım. Öteleyerek, iteleyerek bu ülkenin bütünleşmesi sağlanamaz” ifadelerini kullanmıştır.

Ali Babacan; devletin yönetiminde kişiselliğin ön plana çıktığını, yerleşik tüm sistemlerin göz ardı edilerek, vatandaşların kutuplaştırıldığını iddia etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızı doğrudan hedef alan bu konuşmasına şu şekilde devam etmiştir:

“Devlet gücünü kullananların süre ve hukukla sınırlanması lazım, başka türlü çözüm mümkün değil. Süresi sınırlı emanetin süresi uzayınca, o üç dönem kuralı bypas edilince iş değişiyor. Oturduğum koltuk benim, galiba devlet benim diye hissiyat yoğunlaşıyor.

Ondan sonra ne güçler ayrılığı, ne yargı bağımsızlığı kalıyor. Normalde halk hareketi olarak başlayan bir siyasi hareketin, halkla karşı karşıya gelmemesi lazım. Bazı kesimleri ötelemesi, kutuplaştırmaması lazım. Süre açılınca hatalar başlıyor. En ufak bir umudumuz olsa Deva Partisi’ni kurmazdık”.

Sonuç olarak; Ali Babacan ve ekibince yapılan konuşmalarda sanki hükümetimizin vatandaşları arasında bir ayrım yapılıyormuş gibi gösterilmesi, haklı olarak “deva mı yoksa bela mı? dedirtecek bir hal almıştır.

Uzun yıllardır başımızın belası halinde olan bölücü terör örgütüne karşı başarılı bir mücadelenin verildiği, terörün bitirilme noktasına getirildiği bir dönemde, böylesi önemli kavramların, gerçek dışı bir şekilde gündeme taşınması elbette hoş karşılanacak ve sessiz kalınacak bir durum değildir.

Sayın Ali Babacan ve ekibinin bölücülüğe deva, milletimize bela olabilecek bu söylemlerinin farkına varması temennisi ile Rabbim devletimize ve milletimize hizmet yolunda sadakatimizi daim eylesin inşallah…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.