UA-131003470-2
DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara °C
Ankara
°C
°C
°C
°C
°C

KAPLUMBAĞALAR DA UÇAR

16.08.2022
809
A+
A-
Spread the love

KAPLUMBAĞALAR DA UÇAR

     Kaplumbağalar da uçar, Bahman Gobadi’nin yönetmenliğini yaptığı Irak Savaşı’ndan sonra (Saddam’ın düşürülüşünün ardından) çekilen ilk filmdir. Film çekim esnalarında Amerikan işgal kuvvetlerinin desteğini de almıştır.

     Film ismini eski bir Kürt hikâyesinden alır. Eski Kürt hikâyesine göre, gölde yaşayan bir kaplumbağa gölün etrafında uçuşan kuşları görüyormuş. Kuşların o kanat çırpışları ve o kadar yüksekte oluşlarına ve gölün karşısına geçmeye öylesine özeniyormuş ki bir gün bu dileğini kuşlara söyler. Kuşlar da kaplumbağaya uçabileceğini söylerler. Kuşlar kaplumbağaya bir dal uzatırlar ve ağzıyla bu dalı sımsıkı tutmasını söylerler. Kaplumbağa dala tutunur. Kuşlar havalanır, onlar yükseğe çıktıkça kaplumbağanın ömründe çıkamadığı bu yüksekliğe karşı hayreti ve heyecanı artar.  Kaplumbağa bu şaşkınlık karşısında ağzı açık kalır. Ağzını açmasıyla dalı bırakması bir olur ve kaplumbağa kendini gölün içinde bulur.  Artık hayatını ne bir adım ilerisine ne de bir adım gerisine gidebilmiştir. Sırtında koca bir kambur gibi taşıdığı eviyle usul usul yaşadığı, ait olduğu dünyasına geri gelmiştir. Adını, çok istediklerinde uçabileceklerine inanan kaplumbağalardan alan eski bir Kürt hikâyesinden almıştır.

     Kaplumbağalarda uçar, çocukluklarını hayata gözlerini açtıkları andan itibaren toprağa gömen, çocukluklarından ziyade toprağın diğer sakinlerinden biri olan mayınlarla daha çok rastlaşan yarım hayatları, ruhları öldürülmüş çocukları Irak Savaşı üzerinden konu alıyor. Filmi ana hatlarıyla özetleyecek olursak; film, Türkiye- İran sınırında bulunan bir Kürt mülteci kampında geçmektedir.

     Toprağa gömülü mayınları toplayarak geçimini sağlayan Uydu (Soran) 13 yaşında bir çocuktur. Soran ayrıca anten kurmaktan da anlayan zeki bir çocuktur. Kasabadakiler için kurduğu bir anten aracılılığıyla Saddam’ın düşüşünü herkese duyurur.  Bu sırada Uydu (Soran) 14 yaşında anne olan Agrin’e aşık olur. Fakat Uydu (Soran),  Agrin’in ağabeyi Henkov tarafından rahatsız edilir. Henkov, kolunu bir mayına bastığı için kaybetmiştir. Henkov’un şimdilerde ise gelecekten haber verme gibi bir yeteneği vardır.

    Kısacası film, Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra ailesini, toprağını kaybeden sınırda kurdukları çadırlarda hayatlarını devam ettirirken tahtadan ve taştan ibaret bilim ve fenden nasibini almamış derme çatma okul demekten uzak arazilerde bakımsızlık, ilgisizlik içinde özgür dünya ve nimetlerinden uzakta yaşayan Kürt çocuklarının hikâyesini çarpıcı olay örgüsüyle işlemektedir.

      Bu filmde işlenen çocuklarının hikâyesinin eski bir Kürt hikâyesinden farkı hikâyedeki kaplumbağa yüksekten düşerken içinde bir endişe duymadan huzurlu bir şekilde aşağı süzülür.  Sınır kampında ise hikâyesi işlenen bu Kürt çocukların düşüşleri farklıdır. Çünkü bu çocuklar sahipsiz, mayın toplayarak para kazanmaya çalışan, başlarına bir şey gelse gidecek yerleri olmayan hayatlarını kazanmaya çalışırken kimliksizleştirilmiş uçamayan, kanatlandıklarında yere çakılan çocuklar.

     Bahman Gobadi, filmi dört ana karakter üzerinde inşa edip diğer çocukları da bu eksen etrafına serpiştirerek olay zincirini yalın bir dil seçmiştir. İlk karakter kamptaki tek bisiklete sahip olan mayın toplayan mülteci çocukların liderliğini üstlenen az buçuk bildiği İngilizcesiyle Amerika’ya hayranlığını hep dile getiren ve savaşın haberini verecek tek kişi olduğu içinde oldukça özgüvenli Uydu (Soran). Diğer karakter ise Halepçe katliamında ailesini kaybedip kampa abisi (Henkov) ve kucağındaki çocuğuyla (Riga) 14 yaşında anne olmuş Agrin. Agrin, film boyunca kendi içinde yaşadığı derinlikle kendini ve filmin genel akışını tek boyutluluktan kurtararak tüm Kürt çocuklarının birer temsili olmuştur.  Agrin, susmuş, işgale uğramış, maden ve manen yıpranmış bir karakterdir. Agrin’i bir coğrafyaya benzetecek olursak; özgürlüğü işgale uğramış, mutsuzluğa terk edilmiş, tel örgülerle çevrili bir coğrafyanın ete kemiğe bürünmüş halidir. Sessizliği ise her gün kanayan çorak toprağın suskunluğu gibidir. Aslında Agrin, Ghobadi’nin filmlerindeki susmuş, susturulmuş, çaresiz ve acıları eskiyen yıllarla katmerlenen ama hayata tutunmaya çalışan kadınların 14 yaşındaki bir temsilidir. Diğer bir karakterimiz olan Riga ise çocuk yaşta anne olmuş bir annenin hiçbir şeyden haberi olmayan küçük bir çocuğudur. Riga doğuştan görme engellidir. Daha doğarken yüzünü hiçbir zaman görmediği aslında doğuştan kaybettiği annesini bir kez daha kaybedip sınır kampındaki tellere sarılıp ağlamasıyla insanın içinde yaşayan ölmemiş çocuklar başta olmak üzere hangi coğrafyada olursa olsun tüm çocukların çocuk kalmak adına yaptığı son çırpınışıdır.

     Son karakterimiz ise bir mayının infilakı sonucu bir kolunu kaybeden Agrin’in abisi Hengov’dur. Hengov kehanette bulunmasıyla aslın filmin bilinçaltı ve bilinç dışı düzlemini tamamlamaktadır. Yani bir noktada geleceğin habercisi ama engelleyicisi değildir.

     Filmde kamp sakinlerinin pis bulduğu gerekçesiyle içme suyu olarak kullanmadığı kaynak su olan göl aslında hikayenin merkezine yerleştirilmiş bir unsur.  Peki bu göl hikayeye nasıl dâhil olacak? Kırmızı balık, nevruz inancında iyi şansın timsalidir. Bu inanış Uydu’nun (Soran) Agrin için göle girip kırmızı balık bulacağını söylemesi ile gölle beraber hayat bulur. Fakat bazı hayat buluşlar geçmişte hayatımızın üzerine karabasan gibi çöken gecenin rengini değiştirmez. Tıpkı Agrin’in hayatını karartan o gecenin rengini değiştirmeye yetmediği gibi.  Riga’da Agrin için o gecenin dolaşan canlı bir hayali olmuştur. Çünkü Riga, Halepçe katliamında Agrin’in ailesini öldüren ve ona tecavüz edenlerin çocuğudur. Agrin, Riga’yı hiçbir zaman kabullenmediği gibi onu ve kendisini yok etme isteğiyle özdeşleştirdiği ama bir türlü de içten ona kıyamadığı bir çıkmaz içerisindedir. Film ilerledikçe çözülmekte olan bir kör düğüm içerisinde ne Riga ne de Agrin nefes alabilmektedir. Uydu’nun (Soran) Agrin’e vermesi için gelen Kırmızı balığın sahte olması ise bir şans değil bir şansızlıktır. Tıpkı Amerika’nın Irak’a demokrasi getireceğiz palavraları ve boş vaatlerinin simgesidir. “iyi günler Amerika’nın vaat ettiği gelecekte” yalanıyla başlayan vaatlerin geldiği son noktadır. Aslında göl burada Amerika’nın demokrasisini, kırmızı balıklar ise boş vaatlerini simgelemektedir. O gölde nice halklar zehirlendi ve o göl kaç Riganları ve Agrinleri boğdu.

     Filmin finaline gelecek olursak; final sahnesinde Amerika’na hayranlığı olan Uydu’nun (Soran) tanklar üzerinde kamptan geçen Amerikan askerlerine selam vermesi beklenirken Uydu (Soran) askerlere sırtını döner.  Uydu, Amerika’nın demokrasi palavraları ile kandırdığı halkların acıklı ve çaresiz bir temsilidir. Ve Agrin’in sessiz çığlığı filmde bir kez daha yükselirken başta Kürt halkı olmak üzere tüm halkların sessiz çığlığını şiirsel bir anlatı ile en derinlere taşır.

     Kaplumbağalarda uçar ama yeni bir kafesin içine doğru, gökyüzüne sığmayarak ondan da daha uzaklara, özgürlük bestesinin her bir ritmini sağır devletlerin kulaklarını çınlatırcasına haykırmak için uçar.

     Ghobadi filmini diktatör ve faşistlerin acımasız politikalarına kurban edilen tüm masum dünya çocukları başta olmak üzere dünya  halklarına ithaf etmiştir.

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.