UA-131003470-2
DOLAR 8,5602
EURO 10,1062
ALTIN 495,17
BIST 1.359
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 33°C
Az Bulutlu
Ankara
33°C
Az Bulutlu
Per 32°C
Cum 33°C
Cts 33°C
Paz 34°C

Kürtten Terörist Olmaz, Teröriste Kürt Denemez

13.07.2021
12
A+
A-
Spread the love

Kürtten Terörist Olmaz, Teröriste Kürt Denemez

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, geçtiğimiz hafta grup toplantısında yaptığı konuşmasında; “Kürtten terörist olmaz, teröriste Kürt denemez.

Diyen varsa bu milletin evladı olamaz. Zira terörün inancı, yöresi, etnik kökeni, mezhebi, ahlaki bahanesi olmaz, olmayacaktır. Terörist PKK’dır, KCK’dır, PYD’dir, YPG’dir, FETÖ’dür, DEAŞ’tır, DHKP-C’dir.

Kürt kökenli kardeşlerimin terör örgütleriyle hiçbir bağ ve bağlantısı yoktur, var diyen çıkarsa biliniz ki vatan hainidir. Terör bir insanlık suçudur” ifadelerini kullandı.

 Sayın Bahçeli’nin özenle seçerek kullandığı bu ifadelerin yine bir siyasi parti liderimizin konuşmasında geçen yanlış ifadenin düzeltilmesine yönelik olduğunu hepimiz biliyoruz.

Amacı ne olursa olsun bu ifadeler birlik ve beraberliğimiz açısından son derece önemlidir. Çünkü bazı çevrelerce kasıtlı olarak terörle özdeşleştirilerek, bir algı oluşturmaya çalışılmaktadır.

İşte bu algının yerle bir edilmesi açısından Sayın Bahçeli’nin bu ifadeleri son derece önemlidir. Terör uzmanı olarak benim de çok önemsediğim bu konuyu ana hatlarıyla değerlendireceğim.

Aslında 20 Aralık 2020 tarihinde yazmış olduğum “Teröriste Terörist Diyoruz” başlıklı yazımda ve diğer terör yazılarımda, terör ve terörist kavramları üzerinde değerlendirmelerde bulunmuştum. Ancak Sayın Bahçeli’nin ifadelerinden hareketle terör ve terörist kavramlarına biraz daha açıklık getirerek,  teröriste neden Kürt denilmeyeceği üzerinde duracağım.

Uzmanlar arasında ne tür bir şiddetin terör eylemi sayıldığı konusunda bir dereceye kadar görüş birliği mevcuttur ancak, oy birliği yoktur. Genel olarak kamu ve özel sektörce tam anlamıyla kabullenilmiş bir görüş birliğinin olmadığı bilinen bir gerçektir.

Durum böyle olmakla birlikte, genel olarak kabul gören bir şekli ile teröre: “devlet dışı örgütlerin siyasî bir amacı gerçekleştirmek için sivilleri de hedef alacak şekilde kullandığı şiddet türüdür” tanımlaması yapılmaktadır.

Yine genel kabul gören tanımlamalarında; terör, Latince “terrere”(korkutmak) sözcüğünden gelmektedir. Korkudan sarsıntı geçirme veya korkudan dehşete düşmeye sebep olma anlamlarına gelmektedir.

Terörizm ise terör ya da yıldırıcılık, siyasal veya dinsel veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere, belirlenen hedef gruplara veya resmi, yerel veya genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımını ifade eder.

Hükümetlere veya kuruluşlara göre değişmekle birlikte terör uygulayan organize olmuş gruplara terör örgütü, terör uygulayan şahıslara da terörist denir. Biz de kullanılan ve Türk Dil Kurumu’nca yapılan tanımlama da bu tanıma benzemektedir: “Yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma.” Terörizm ise “Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana mala kıyacak davranışlarda bulunma” şeklinde tanımlanmaktadır.

Kanunlarımızdaki tanımlanan şeklide hemen hemen bu yöndedir. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. Maddesinde terör, “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetlerini yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” şeklinde tanımlanmaktadır.

Tüm tanımlamalarda görüldüğü üzere; terör, dehşet ve korkuyu belirtirken, terörizm bu kavrama siyasi içerik ve süreklilik katmaktadır. Bu kapsamda terörizm, bir şekilde savaş ve diplomasi ile elde edilemeyen sonuçlara ulaşmak, korkutmak ve boyun eğdirmek için bir teoriye, felsefeye veya ideolojiye dayanılarak şiddetin siyasi maksatlarla sistemli şekilde belli bir hedefe yönelik olmasıdır.”

Bu tanımlamalardan sonra terörizmden ne amaçlanmaktadır? Diye sorulabilir. Terörizmin temel amacı, genelde bir davaya veya siyasal anlaşmazlığa dikkat çekmeye çalışmaktır. Bunun için de toplum üzerinde oluşturulan korku, sindirme ve baskı yöntemleri silahlı veya silahsız bir şekilde kullanılmaktadır.

Ayrıca kitle iletişim araçlarını da kullanarak, toplumda kendisinden olanlar ve olmayanlar şeklinde bloklaşma meydana getirerek, insanları zorunlu bir şekilde taraf olmaya iter ve böylelikle toplumun birliğine ve bütünlüğüne zarar verir.

Görüldüğü üzere uygulama alanına konulan ülke ve toplumların birliğini/beraberliğini hedef alan terörden ülkemiz de büyük zararlar görmüştür. Uzun bir süredir; etnik, ideolojik ve dinî nitelikteki terör örgütlerinin hemen hepsiyle mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Bu mücadelesinde büyük başarılar elde edecek etkin stratejiler geliştirmiştir. Özellikle de 2010 yılı sonrasında ise terörle mücadelede farklı strateji izlemeye başlamıştır.

 2010 yılından itibaren ülkemiz, Ortadoğu bölgesinde yaşanan kaostan kaynaklanan, yeni terör örgütlerinin tehdit ve saldırılarına muhatap olmuştur. Bir yanda PKK, diğer yanda DEAŞ el ele vererek, Türkiye’ye karşı saldırılar gerçekleştirmiştir.

PKK Türkiye’yi güneyden kuşatma ve içeriden bölme stratejisinin aracı olurken, DEAŞ ise Türkiye’yi uluslar arası sistemin dışına çıkarmak ve ülkenin kültürel ve ekonomik bir cazibe merkezi olmasını engellemek için kullanılmıştır. Buna bir de FETÖ eklemesi yapılarak, ülkemiz her yönüyle dış müdahaleye açık bir hale getirilmek istenmiştir.

Bu amaçla ülkemizin güçlenmesinden ve gelişmesinden rahatsız olan devletlerce, Kürt vatandaşlarımız üzerinden bir ayrıştırma stratejisi yürütülerek, “her Kürt teröristtir” algısı oluşturulmak istenmiştir. Besleyip eğittikleri terör örgütlerini kullanarak birlik ve beraberliğimizin bozulması için çalışmışlardır.

Hedef ve eylemleri açısından değerlendirildiğinde; bu terör örgütlerinin, ülkemizin en önemli ulusal güvenlik meselelerinin merkezinde yer aldığı çok açık bir şekilde görülebilir.

Bütün bu açıklamalarımızdan bölgede devleti ve milletinden ayrılmaz bir bütün halinde yaşamış ve yaşama azminde olan Kürt vatandaşlarımızı ayrıştırmak için kullanılan her türlü ifadenin bizim için büyük bir tehlikeyi getireceğini söyleyebiliriz.

Bu tehlikenin her zaman farkında olmak adına, bilge lider sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin konuşmasında bizlere her zaman rehber olacak şu ifadeleri bir kez daha hatırlatmak istiyorum: “Kürtlerle terörü özdeş görmek, korkunç bir bühtan, affı imkânsız bir cinayettir. Akıl yönünden de ahlak yönünden de iflas edenler tek kelimeyle püsküllü beladır. Bu millet öyle bir asalete haizdir ki gölgesinde oturduğu yaprağın bile incinmesine tahammül etmemiştir.”

Yine aynı grup toplantısında işaret ettiği bir diğer konu da Teröre destek olan, birlik ve beraberliğimizin parçalanması için propaganda yapanlara karşı alınan tedbirlerin hak ihlali olarak sayılmasıdır.

Bahçeli bu konuda şu eleştirileri getirmiştir: “…milletin hakkını hukukunu çiğnerken bir şey yok da, bu çiğneyen ayaklara hesap sorulduğunda mı maraza çıkıyor?

Anayasa Mahkemesi bölücüler lehine hak ihlaline hükmederken, devletimizin, milletimizin, şehitlerimizin, milli şerefimizin tartışılmaz hak ve tarihi çıkarlarını gasp ettiğinin farkına ve bilincine ne zaman varmayı planlıyor?

Ne hakkı, neyin ihlali, ne zamandır hainin hakkı oluyormuş? Şayet oluyorsa kahramanların hakkını ne yapacağız? Türk milletinin hakkını nereye koyacağız? Hiç kimse bugünkü sıfatlarına güvenip de yanlışa ortak olmamalıdır…”  Bu uyarı ve eleştirilerinin ardından Genel Kurul’da dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili tezkereye Milliyetçi Hareket Partisi tam kadro olur vereceklerini belirtmiştir.

Konuşmasının sonunda ise; “Tavrımız ve tarafımız bellidir. Zulme ortak olamayız, yanlışa göz yumamayız. PKK’nın siyaset koruluğu olanlara sessiz kalamayız. Kimin hakkında ne iddia varsa çıksın mahkeme önüne. Hukuk kararını versin, sonucu ne olursa olsun biz de saygı duyalım. Fakat hiç kimse bize bölücülerin hak ihlaline maruz kaldığını ileri sürmesin, bunu kabullendirmeye, bunu dikte etmeye çalışmasın” ifadelerine yervermiştir.

Sonuç olarak;  bilge lider Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin çok net bir şekilde ifade edilen gerekçeler, tüm halkımızın ortak istek ve arzuların yansımasıdır. Birlik ve beraberliğimizin devamı için kardeşlik duygusunun kaybolmaması adına yapılan samimi bir uyarıdır.

 Tüm kamuoyunun bu uyarının bilincine vararak, birlik ve beraberliğimize kast ederek, insanlık dışı eylemleri yapan teröristleri nefret ve lanetle anmalarını bekliyoruz.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.