UA-131003470-2
DOLAR 8,4507
EURO 10,2615
ALTIN 498,88
BIST 1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 30°C
Az Bulutlu
Ankara
30°C
Az Bulutlu
Cts 30°C
Paz 26°C
Pts 24°C
Sal 29°C

Oba Katliamından, Hocalı’ya… Değişen Birşey Yok

07.03.2021
30
A+
A-
Spread the love

Oba Katliamından, Hocalı’ya… Değişen Birşey Yok

Geçtiğimiz günlerde Ermenistan’da Başbakan Nikol Paşinyan ile Genelkurmay Başkanlığı arasında bir muhtıra krizi yaşanırken, Azerbaycan hükümetince, “Ermenistan’ın, Karabağ bölgesine gizlice yeniden asker yığmaya başladı” açıklaması yapıldı.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan bu açıklamada; “Ermenistan’ın son günlerde Karabağ bölgesine yeniden asker göndermeye başlamıştır. Ermenistan’ın bu davranışı üçlü anlaşma yanı sıra uluslararası hukuk ve Azerbaycan egemenlik ve toprak bütünlüğüne yönelik yeni tehdit oluşturmaktadır. Uluslararası topluluğu yaşanan bu gelişmeyle ilgili uyarıyoruz” ifadelerine yer verilmiştir.

Yine bu konuda, Azerbaycanlı güvenlik uzmanı Adalet Verdiyev’in geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada; “Rusya’nın Karabağ’a yönelik kirli planları bulunmaktadır. Ermenistan’ın Karabağ’a tek bağlantı koridoru olan Laçin Koridoru Rusların denetiminde olduğu için Ermenistan’a gelen araçlar, buradan hiçbir engelle karşılaşmadan Karabağ’a silah ve cephane sokabiliyor. Bu konuda elimizde net bilgiler var.

Azerbaycan- Ermenistan ateşkes anlaşmasının 4. Maddesi bölgedeki tüm silahlı unsurların çıkarılmasını zorunlu kılıyor. Ancak, Rusya sahada bu yönde hiçbir adım atmadı. Bir de bu duruma ek hariçten silah ve cephane nakline göz yumuyor. Ermeniler, kesinlikle yeni katliam hesapları içindeler. Bölgeye sokulan silah, militan ve cephane kesinlikle yeni bir çatışmayı tetikleyecek” denilmektedir.

Adalet Verdiyev’in açıklamalarında dikkat çeken bir başka konu ise; “ Rusya’nın arabuluculuğunda imzalanan anlaşmaya göre, Ruslar’ın

Karabağ’da 1.960 asker bulundurması gerekirken, aradan geçen süre içinde; bölgeye sadece Rus ordusu değil, çok sayıda Rus vatandaşının da taşındığını, insani yardım, sağlık, inşaat, ticaret vb. gibi faaliyetler bahane edilerek getirilen Rus sayısının on bini aşmıştır. Rusya’nın Karabağ’a 52 binden fazla Ermeni’yi taşımıştır. Rusya bölgede yeni fay hatları oluşturmaya çalışmaktadır”.

Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, Rusya ve Ermeniler, Azerbaycan ordusunun sahada sağlamış olduğu üstünlük sonucu gelen yenilgiyi kabullenememiştir. Ermeniler Rusya’nın da desteğiyle, bunun bir rövanşına hazırlık yapmaktadır. Bölgeye gizlice taşınmakta olan silah cephane ve askerlerle yeni katliamların hesabını yapmaktadır.

Bu onların tarihten gelen bir alışkanlığıdır. Kendileri için ortamın müsait olduğunu düşündüklerinde, her türlü saldırganlık ve cinayetten hiç çekinmezler. Daha önce komşu oldukları, arkadaş oldukları, yemek yedikleri, güldükleri oynadıkları insanları vicdansızca katletmekten geri durmazlar. Bunun en güzel örneği Hocalı Katliamıdır.

Hocalı Katliamı, Karabağ Savaşı sırasında 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasındaki Azerbaycan vatandaşlarının Ermenistan’a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır.

Ermeni güçleri tarafından; 1992 yılının 25 Şubatı 26 Şubat’ta bağlayan gecede bölgedeki 366. Alayın da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı kasabasında, 83 çocuk, 106 kadın ve 70’ten fazla yaşlı dâhil olmak üzere 613 kişiyi öldürülmüş, 487 kişi de ağır yaralanmıştır. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başları kesildiği görülmüştür.

Bunun bir benzerini daha vermemiz gerekirse, 1919 yılı Oba Katliamıdır. Oba katliamı da Hocalı Katliamı gibi insanlık dışı her türlü suçun işlendiği bir olaydır. Iğdır’ın sevilen simalarından Hamza Aygün’ün Iğdır Sevdası isimli hatıratından aktaracağım olay şu şekildedir:

“Yıl 1957 idi. Iğdır’da ev inşa ediyordum. Çatı kaplamada kullanmak için iri ve uzun kavak ağaçlarına ihtiyacım vardı. Hem büyükbabam Hacı Nağdali Bey’i ziyaret etmek, hem de ihtiyacım olan kavakları almak için Oba köyü’ne gitmiştim.

Büyükbabam Hacı Nağdali’yle birlikte köyün kavaklarını gezerken, metruk bir alana geldik. Arsanın bir kenarında üç tane kocaman kavrak ağacı sıra sıra diziliydi. Heyecanla, “İşte tam aradığım cinsten! Bunları satın alalım! dedim. Büyükbabam, başını düşünceli şekilde iki yana doğru sallayarak,“Hayır bunları alamayız! dedi. “Niçin? Bak tam olgunlaşmışlar. Yoksa kuruyup gidecekler” dedim. Büyükbabam, “Bu kavakların sahipleri var onlar razı olmazlar” dedi.

Merakla, “Kim bu kavakların sahibi? diye sorunca, büyükbabam kolumdan tutarak, beni harabe bir duvara doğru götürdü. Taş ve toprak yığınları üzerine oturup, biraz soluklandıktan sonra şu hikâyeyi anlattı:

“1919’lu yıllardı. Komşu köy Alkamer’de Ermeniler oturuyordu. O zamanlar her iki köy arasında çok iyi dostluk ilişkisi vardı. Hatta benim orada Arakel adında iyi bir arkadaşım vardı. Ermenice “Xonaxan” kelimesi arkadaş, komşu” anlamına geldiği için biz aile içinde Arakel’i hep, “Xonaxan Arakel” olarak çağırırdık.

Bir gün Xonaxan Arakel kapımızı çaldı. Endişeli ve üzgün bir hali vardı. Kimsenin etrafa olmadığına emin olduktan sonra, eve girdi. Kendisini sofraya alıp, yemek ikram ettim. Arakel, yemekten sonra beni bir köşeye çekip, “Nağdali, biliyor musun bugün sana niçin geldim? Sana

önemli haberler getirdim. Beni dikkatlice dinle! Biliyorsun bizim Kaxtaxanlar (Osmanı Ermenisi) bu tarafa göç etmişler. Köyde de onlardan epeyce var. Toplanıp karar aldılar. Taşnaklar’a müracaat edip silahlı asker istediler. Müslüman köylerine saldıracaklar. Çok geçmeden köyünüze de saldırıp katliam yapacaklar.

Gönlüm razı olmadığı için size bu haberi getirdim. Sen bizim ekmeği yemedin ama ben sizin ekmeğinizi çok yedim. Köyün ileri gelenisin. Köylüleri bir araya topla ve bu durumu anlat. Bu bela geçene kadar köyümüzü terk edip, daha emin yerlere gidin. Aman canınızı kurtarın!” dedi.

O akşam camiye gidip, cemaate Xonaxan Arakel’in anlattklarını aktardım. Köylüler durumun ciddiyetini kavrayamamıştı. Bazıları gülerek,

“Dedikoduyu Alkamer Ermenileri uydurmuş. İstiyorlar biz kaçalım, arazilerimize el koysunlar. Ölmek var, kaçmak yok!” Camide yapılan toplantı sonucu, köyün çoğunluğu karşı koymak ve savaşmaktan yana karar almıştı.

Rus yönetimindeki Müslüman tebaa askerlikten muaf tutulduğu için, köyümüzde silah kullanmasını bilen yoktu. Iğdır ve Erivan taraflarından sürekli saldırı ve çatışma haberleri gelince parası olanlar “Berdanga” denilen silahtan aldılar. Geriye kalanlar ağızdan dolmalı çakmak tüfek edinip, hep birlikte cami avlusunda, su seneği ve testileri nişan alarak, atış talimi yapmaya başladık.

Bununla yetinmeyip, Alkamer tarafından gelebilecek saldırıyı önlemek için siper kazdık. Birkaç köylüyü de sipere yakın bekçi koyduk; ayrıca kırlarda hayvan otlatan çocukları tembihleyip, köyümüze doğru yabancıların geldiğini gördükleri an bizi durumdan haberdar etmelerini söyledik.

Xonaxan Arakel’in samimiyetine ve verdiği bilgilerin doğruluğuna inanıyordum. Er geç bu saldırının olacağını düşünüp, bazı tedbirler almaya karar verdim. Ermenilerin elinde son model silahlar olması beni daha da endişelendiriyordu…

Ben yapılan ihbarı ciddiye aldığım için, gün boyu pusuda saldırıyı bekliyordum. Köylüler; evlerinde, işlerinde sakin sakin yaşamlarını devam ettiriyorlardı.

Sabah ezanı vakti köyümüze yakın silahlar patladı. Köyün erkekleri mevzilere koşturduk. Gelenler, Ermeni komitacılardı! Ellerinde mitralyöz ve son model silahlarla üzerimize kurşun yağdırmaya başladılar. Tüm gücümüzle direndik. Siperdeki köylülerden, 17 tanesi şehit oldu. Geriye kalanlar da bozgun halinde evlerine doğru kaçmaya başladılar. Ben de zor bela kendimi evimizin bahçesine attım…

Ermeniler, evleri tek tek dolaşıp çoluk çocuk, yaşlı, kadın demeden herkesi zorla köyün tek camisine doğru toplu halde götürdüler. Köy halkını camiye doldurduktan sonra, kapısını kapatıp, etrafını çembere aldılar. Olduğum yerden olup biteni en ince ayrıntısına kadar görebiliyordum. Saldırganlardan iki tanesi ellerinde bidonlar caminin, direklerle örtülü ve çamur sıvalı düz damına çıktılar. İki delik açıp ellerindeki gazyağını caminin içine boşalttılar. Sonra da binayı ateşe verip hızla arkadaşlarının yanına döndüler.

Camiden gelen ağlaşmalar ve feryatlar yeri göğü doldurmuştu. Yüreğim burkuluyor, gözyaşı içinde olup biteni izliyordum. Bir ara caminin içindekiler kapıya yüklendikleri için olsa gerek, Ermeniler kimse çıkmasın diye kapıya kurşun yağdırmaya başladılar. Son kurtuluş umudu da sönünce, içerdekiler yanarak öldüler. Caminin tavanı ve yan duvarları kendi üzerine çöktü.

Birkaç Ermeni kulaklarını duvara dayayıp içeriden gelen seslere kulak verdiler; acaba inilti var mı, hala yaşayan var mı diye son bir kez kontrol ettiler. Herkesin öldüğüne emin olduktan sonra ve bastıran akşam karanlığında Müslüman direnişçilerin pususuna düşmek kaygısıyla çekip gittiler…

Bu gördüğün arsa, üzerinde eski camiinin olduğu yerdir. Şehitlerimiz bu arsada yatmaktadırlar. Biz köyün yeni camisini başka bir yerde inşa ettik ve bu arsaya dokunmama kararı aldık. “Bu kavakların sahipleri kim? diye sormuştun. İşte bu kavakların sahipleri burada yatan şehitlerdir. Allah hepsine rahmet etsin. Yine aynı şekilde vatanımızı kurtaran şehit asker ve Kazım Karabekir Paşa’ya da Allah rahmet etsin”.

Burada verdiğim bu örneklerde olduğu gibi, her fırsatta katliam yapmak ve topraklarımızı işgal etmek için hazırlık yapan, silahlanan bir düşman var. Bu nedenle, bölgemizde ve dünyada barışı, huzuru, güvenliği etkin kılmak için daima güçlü ve savaşa hazır olmamız gerekmektedir.

Ecdadımızın da dediği üzere; “Hazır ol cenge, eğer ister isen sulh-u salah.” “Barış istiyorsak, daima savaşa hazır olmalıyız”. Bu anlayışla, Rabbim birlik ve bütünlüğümüze göz diken tüm düşmanlarımıza karşı bizleri her zaman güçlü ve üstün kılsın inşallah…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: