UA-131003470-2
DOLAR 32,7682
EURO 35,0901
ALTIN 2.459,44
BIST 10.471,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 28°C
Açık
Ankara
28°C
Açık
Paz 30°C
Pts 30°C
Sal 31°C
Çar 31°C

Salah olmadan ıslah olmaz, reşât olmadan irşat olmaz

20.12.2019
1.516
A+
A-
Spread the love

Türkiye’de yaygın din eğitimi faaliyetleri resmi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. 

Diyanet  İşleri Başkanlığı’nın temel  görevleri din hizmetlerini yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmektir. Bireylerin ve toplumun ihtiyaç duyduğu din hizmetlerini bir meslek olarak yürüten kişilere genel anlamda ‘din görevlisi’ denilmektedir.

Bireylerin ve toplumun ihtiyaç duyduğu din hizmetlerini  bir  meslek  olarak  yürüten  kişilere  genel  anlamda ‘din  görevlisi’ denilmektedir.

Din görevlileri çocukluktan gençliğe, yetişkinlikten yaşlılığa kadar değişen hedef kitleye muhtelif din hizmetlerini sunmaktadır.

Din  görevlileri din eğitimi alanında bir çok bilgi  ve  beceriye, çok yönlü mesleki  yeterliklere  sahip  olmaları ve  sürekli   kendilerini   yenilemeleri gerekmektedir.

Doğal olma, sabırlı ve hoşgörülü olma, güvenirlik, ihlas ve samimiyet. Ayrıca hatip iletişimi güçlendiren güler yüz, güzel söz söyleme, tevazu ve cömertlik gibi olumlu özelliklere sahip olmakla birlikte iletişime zarar veren bencillik, gurur, kibir, öfke, yalan gibi olumsuz özelliklerden de kaçınması gerekir. Bu minvalde “salah olmadan ıslah olmaz, reşât olmadan irşat olmaz” kaidesi gereği, toplumu ıslah etmek  isteyen  bir  hatibin  bu  işe  önce  kendi yaralarını/olumsuz   hasletlerini düzelterek başlaması çok önemlidir.

İnsan yaratılmışların en kutsalı ve varlığın özetidir. “İnsanı sevmek” gerekir. İnsanlarla “selamlaşmak” gerekir. Selam dostluğu arttırır, yeni dostlar getirir. İnsanlara karşı “güler yüzlü” olunmalıdır. “Gülümsemesini bilmeyen dükkan açmasın” dermiş Çinliler.

Ülkemizin dört bir yanında şu anda sayısal olarak 140 bin civarında dini görevlimizin olduğunu düşündüğümüzde, böyle büyük bir ordunun herhalde yapamayacağı iş yoktur. Bütün hafızalara sizlerin girmesi gerekiyor. Ve sizler ki milletimizin en çok inandığı, güvendiği insanlarsınız. Ve çocukluğumuzdan beri hep şunu biliriz: Halkımız kapısını en çok kime açar?

Mahallenin imamına açar, bu böyledir.

İçinde bulunduğumuz dönemde Diyanet camiasının sorumluluğu daha da ağırlaşmıştır. Çünkü sıradan bir görevi ifa etmiyorsunuz. Sizler başınızdaki sarık, sırtınızdaki cüppeyle çok büyük bir yüke de talip oluyorsunuz. Sizler 81 milyonun her bir ferdinin sıratı müstakim üzere hayatlarını idame ettirebilmelerinin manevi mesuliyetini üzerinizde taşıyorsunuz. Geleneğimizde hocalarımızın ‘hademe-i hayrat’ olarak adlandırılması boşuna değildir, bunun bir hikmeti var.

Müftülerimiz ilahiyat ve İslami İlimler Fakültesindeki hocalarımız ülkemizin dört bir köşesinde fisebilillah gayret sarf eden hikmet erbabımız sahih İslam anlayışının ebedi ve ezeli kurtuluş yolunun öncüleridir.

Gelelim Müftülerimize;

Müftülerimiz bulundukları il ve ilçelerde din adına, devlet adına en yetkili kişiler olarak resmi din hizmetlerini sürdürmektedirler. Yaptıkları ve yapmadıklarıyla her zaman toplum önünde olan müftülerimiz, Türkiye’nin 81 vilayetinde ve 957 ilçesinde görev yapmaktadır. Müftülerimiz, dün olduğundan daha çok bugün, önemli hizmetler için büyük imkânlara sahip bulunmaktadırlar. Yıllarca devlet yetkilileri ve siyasetçiler tarafından hor görülen müftülerimiz, hocalarımız ve genel anlamda Diyanet İşleri Başkanlığı, artık yeni bir süreci yaşamaktadırlar.

Müftülerimiz bürokratik havaya asla kapılmamalıdırlar. Devletin, soğuk yüzünü ısıtmaya başlattığı şu dönemde müftülerimiz, kendilerini bir bürokrat gibi değil o şehirde din adına güzel hizmetler yapacak resmi mekanizmanın başındaki insan olarak görüp değerlendirmelidirler. Dolayısıyla müftülerimiz, Diyanet’in il müdürleri değildir, ilin, ilçenin müftüsüdür, dinî önderidir.

Ulaşılabilir olmalıdır. Gerek vatandaşın gerekse din görevlisinin yaklaşamadığı bir yönetim anlayışı artık geride kalmalıdır. Popülist olmadan halka açık bir yönetim tarzı uygulamalıdır. Tevazu ve vakarı elden, dilden, halden uzak tutmamalıdırlar.

Kendi personeline değer vermelidir. Merkezi camide görev yapandan, en taşradaki görevliye varıncaya kadar herkese kıymet vermelidir. Sorunlarını dinlemeli, çözmeye çalışmalı, güzel faaliyetlere teşvik etmeli, moral bozucu olmamalıdır.

Kendi personeline değer vermelidir diyoruz. Dün başımdan geçen bir olayı anlatarak yazımı bitireyim.

İşyerime yakın bir camide öğlen namazlarımı cemaatle eda etmeye gayret gösteriyorum. Namaz saatinden önce vardığımda cami görevlisi kardeşimle zaman zaman sohbet ederiz. Bende bir zamanlar aynı camiada bulunduğum için Diyanet personeline karşı ayrı bir sevgim ve saygım var. Cami görevlisi kardeşim gayet mütevazi, görevine bağlı, güler yüzlü, beşeri münasebetleri gayet verimli olan bir kardeşimiz.

Dün yine öğle namazını eda etmek için birkaç personel arkadaşımla camiye gittik. Ezan okundu, sünneti eda ettikten sonra müezzin mahfelinde bulunan arkadaşımız İmam Hatip kardeşimizin hastası olduğu için ve hastanede bulunduğu için namaza yetişemediğini, namazı kıldırmam için ricada bulundu. Bende hay hay diyerek geçtim namazımızı eda ettik. Rabbim kabul buyursun.

Namaz bitti, birkaç cemaat ile musafaha yaptıktan sonra cübbeyi çıkarttım, işime gitmek için mihraptan kapıya doğru yöneldiğimde hafif kirli sakallı bir arkadaşımız sert bakışlarıyla musafalaşmak istedi, elini uzattı, musafahalaştık. Benim mesleğimi, tahsilimi ve İmam Hatip mi kıldırmamı söylediğini, yoksa tevafuk mu olduğunu sordu. Bende tevafuk imam kardeşimizin işi varmış, müezzin kardeşimiz rica etti kıldırdım dedim. Bu arada kendisinin ilçe müftüsü olduğunu söyledi.

Ancak benim dikkatimi çeken başka bir durum oldu. Müftü bey bu soruları sorarken yüzüme bakmaktan bir haber, etrafı süzüyor, sert bakışlarıyla caminin sağına soluna bakıyordu. Hatta benim söylediklerimi dinlemiyordu.

Benim cevabımı dahi dinlemeden telefonla konuşmaya başladı, yaklaşık beş dakika bekledim, konuşması bitti camide kalan birkaç cemaate hocanız nerede? Neden camide yok? Gibi aşağılayıcı bir şekilde hitap ettiğini görünce camiyi terk ettim.

Müftülerimiz bürokratik havaya asla kapılmamalıdırlar. Devletin, soğuk yüzünü ısıtmaya başlattığı şu dönemde müftülerimiz, kendilerini bir bürokrat gibi değil o şehirde din adına güzel hizmetler yapacak resmi mekanizmanın başındaki insan olarak görüp değerlendirmelidirler, Güleryüz tatlı dil ile personeline yaklaşmalıdır sözümüz boşa gitti.

Ne diyelim, müftülerimizin işi zor, ancak imam hatiplerimizin işi daha da zor.bu yazdıklarımızı da yanlış anlamadan Allah hayırlı hizmetlere vesile kılsın, Rabbim yar ve yardımcıları olsun.

Hayırlı cumalar.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.