Şeklî beraberlik, zihnî beraberliğe, zihnî beraberlik kalbî beraberliğe gider
Şeklî beraberlik, zihnî beraberliğe, zihnî beraberlik kalbî beraberliğe gider
Bayılıyorum, ülkemin Müslüman’larına…
Fakir’i, bildiri dağıtıyor “ yılbaşı haram “ diye…
Zengin’i, otellerde “ kutlama” kuyruğunda…
Ülkemde Alışveriş merkezlerinde ki yılbaşı için hazırlıkları görünce Bilge Kral Aliyanın şu sözü aklıma geldi; “Savaş yenilince değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”
Bilindiği gibi İslâm’da “gayri müslim toplumlara benzeme ve onları taklid etme özentisi” hoş görülmemiştir. Nitekim Buharî ve Müslim’in rivayet ettikleri hadis-i şerifte: “Yahudi ve Hristiyanlar (ağaran saç ve sakallarını) boyamazlar, siz onlara muhalefet ediniz” buyurulmuştur.
Bir başka hadis-i şerifte ümmetinin gayr-ı müslim toplumları taklit etme konusundaki endişesini Rasul-i Ekrem (S.A.S.) Efendimiz: “Siz kendinizden öncekilerin yoluna karış karış, kulaç-kulaç aynen uyacaksınız. Hatta onlar bir keler deliğine girseler, siz de onları takibe çalışacaksınız” sözleriyle ifade buyurmuştur.
Karganın biri her gün kilisenin Çan`ına pislermiş. Papaz ne yaptıysa yakalayamayınca çanın bulunduğu yere bir bardak şarap koymuş. Şarabı içen karga sızıp kalınca doğal olarak yakayı ele vermiş. Durumu gören papaz şaşırmış ve sonra demiş ki;
“Müslüman olsan şarap içmezsin. Hristiyan olsan çana pislemezsin. Söyle bana sen nesin?”
Evet söyle bakalım kardeşim sen nesin?
Müslüman mı, Hristiyan mı?
Kendi kendinizi şöyle bir ölçüp tartın. Sırf noel diye hindi kesecek misiniz?
Evlerinizi çam ağaçlarıyla süsleyecek misiniz?
Çocuklarınıza noel kıyafetleri giydirecek misiniz?
Diskolara koşacak mısınız?
Bütün bunların içerisinde bir ya da, bir kaçını yapıyorsanız eyvah demenizin vaktidir. Zira şöyle buyuruyor Hz. Ömer Bin Hattab (r.a), “İnandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanmaya başlar.”
Yani kendi inançlarına göre yaşamayanın imanı tehlikededir diyor MaazAllah.
Bir Müslüman olarak günün 24 saati Müslümanca yaşamak için emrolunduk. Zaman ve şartlar değişse de İslam’ın nasları değişmeyecektir.
Dini hayattan tecrit belli kalıplara şekillere davranışlara hapseden dogmatik bir anlayışa itibar etmeyeceğiz. Bir Müslüman, dinini hayatın şartlarına göre değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükelleftir. Şayet insan inandığı gibi yaşamazsa, bir süre sonra yaşadığı gibi inanmaya başlar.
Din, kişinin hayatına nüfuz etmezse, kişi zamanla yapıp ettiklerini dinleştirme yanlışına düşer. Bunun için İslam bize göre değil, biz İslam’a göre hareket edeceğiz.
Haram, hakikati göstermez… Hayatın hakikatini göremeyen yaşadığı hayatı hak zanneder…
Çocuklarınıza, gecenin soğuğunda Medine sokaklarında yüzünü kapatıp ‘Allah bilse yeter’ diyerek fakirlere erzak taşımaktan sırtı nasır tutmuş peygamber torunu Zeynel-i Abidin’i (r.a) anlatmazsanız, o çocuk Noel baba gibi uydurulmuş kişilere hayran olur.”
Her şeyden önce ‘kim olduğumuza’ karar vermemiz gerekiyor. Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi; “Biz yılbaşında hediye getiren ‘noel babanın’ değil, Miraç’tan NAMAZ getiren Hz. Muhammed’in (s.a.v) ümmeti olduğumuzu bilmeliyiz. Yoksa rahmetli Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan hocanın, “Taklit, zamanla alışkanlık ve huy hâline gelir. Sonrasında ise şeklî beraberlik, zihnî beraberliğe, zihnî beraberlik ise zamanla kalbî beraberliğe kadar gider.” sözüne düçar oluruz.
Şair Ömer Berber 1981 yılında Hakses Dergisinde yayımlanmış olan taşlamasında Noel ile ilgili endişesini ne güzel dile getirmiş;
Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.
Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına
Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördüm ki, Noel için hazır, Yer yer çarşı pazar.
Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed’e ne Mehmed’e
Ey Âlem-i İslâm’ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!
Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası,
Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”
Selam ve dua ile…