UA-131003470-1
DOLAR 7,8175
EURO 9,3509
ALTIN 448,82
BIST 1.329
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 11°C
Parçalı Bulutlu
Ankara
11°C
Parçalı Bulutlu
Cts 11°C
Paz 12°C
Pts 12°C
Sal 11°C

Söz dokuz boğumdur, dokuz düşün bir konuş!

12.08.2020
68
A+
A-
Spread the love

Söz dokuz boğumdur, dokuz düşün bir konuş!

Namus’a “sözde namus” diyen İstanbul Sözleşmesini eleştiren Abdurrahman Dilipak’ a 81 ilde eş zamanlı suç duyurusunda bulunuldu.

Herkes bir kanunu yahut devlet sözleşmesini eleştirmekte özgürdür. Ama kimsenin kimseye hakaret etme özgürlüğü yoktur. Bu ölçüyü aşan hiç bir ifadeye katılmamız mümkün değildir.

Kadınlarımız, annelerimiz, eşimiz, kızlarımız, kız kardeşlerimiz, ablalarımız erkeklere kıyasla daha duygusal yaratılmışlardır.

Dilipak’a karşı savunma refleksi gösterdiğimiz İstanbul Sözleşmesi’nin ilkelerini bir değerlendirmeye tabi tutalım…

Ne diyoruz: “Kadınlarımızın iffetine ve namusuna yönelik hiçbir hakareti kabul etmemiz mümkün değildir”

Çok doğru, bu konuda sanırım tüm inananlar hemfikir… Kadınlarımız önemli, kadınlarımızın iffetleri önemli, kadınlarımızın namusları önemli..

Ancak belki de farkında olmaksızın savunulan İstanbul Sözleşmesi öyle demiyor..

İstanbul Sözleşmesi’nin “Giriş” bölümünden aktarıyorum:

“sözde ‘namus’ adına”

Ben demiyorum..

İstanbul Sözleşmesi, bir Müslüman olarak önemsediğimiz “namus” kavramı için, “sözde” diyor..

Sözleşmenin 12. Maddesine gelelim.

“Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde ‘namus’ gibi kavramların bu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir.”

Maalesef dillendirilen sadece “namus” kavramı eğil.  “Kültür, töre, din, gelenek” kavramları da İstanbul Sözleşmesi’nin 12. Maddesinde itibarsızlaştırılıyor..

Birileri diyecek ki: “Bu kavramların şiddet eylemine gerekçe yapılmasına karşı çıkılıyor.”

Güzel, dert gerçekten öyle ise niye sadece “namus”, sadece “din”, “gelenek” sözleşmede zikrediliyor.

Mesela..

Kadına karşı şiddetin bir gerekçesi de, “Alkollüydüm abi.. Ne yaptığımı bilmiyorum” bahanesi değil mi?

Sözleşmede neden yazmamışlar; “Alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıkların etkisi altında kalma bahanesi ile de olsa” diye..

Neden bahsediliyor: “Din”den.. “Namus”tan.. “Örf”ten. Çaktırmadan bu kavramlar kötüleniyor. “Kadına şiddetin sebebi dindir, namus anlayışıdır, örflerdir” denilmek isteniyor. “Kadına karşı şiddet gelse gelse, dinden gelir” denilmek isteniyor. “Gelenekten gelir”, “Örf” ten gelir denilmek isteniyor..

Biz Müslüman Türk halkı iyi niyetli insanlarız. Saf insanlarız. Batılıların, neyin peşinde olduklarını anlayamayız. Sözleşmeyi diğer maddeleri ile birlikte değerlendirdiğinizde, hedef açık.. 

Müslüman anne baba olarak kızımızın veya oğlumuzun, evlilik dışı ilişkisini bizler takdirle karşılayabilir miyiz?

Böyle bir durum söz konusu olduğunda, her hangi biriniz , kızına veya oğluna, “Yanlış yaptın” diyerek kızsa, yüzünü assa, bu günden sonra “Kusura bakma madem sen beni dinlemiyorsan, bu gayri ahlaki yaşantın sebebi ile harçlığını kesiyorum” dese…

İstanbul Sözleşmesi’nin 3. Maddesindeki tanımlar başlığı altındaki “kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır” anlatımından yola çıkarak, bir çocuk, “Bana psikolojik ve ekonomik şiddet uyguluyor” şikayeti yaparsa o babayı veya anneyi nasıl kurtaracak?

Devam ediyoruz; Abdurrahman Dilipak kadınlarımıza “Ahlaksız küfürler ile kadınlarımızın namusuna dil uzatamaz” diyoruz.

“Ahlaksız” ne demek?, “Kadınların namusu” ne demek? 

Bu konuda İstanbul Sözleşmesi’nin 12. Maddesi ne diyor:

“ … ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.”

Ne diyor sözleşme?

“Törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması” diyor..

Kadın, toplumsal olarak klişeleşmiş rollerdeki istekleri kabul edemez.

Böyle diyor İstanbul Sözleşmesi. Bu rolleri sildik attık diyor..

“Unutun onları.. Yeni bir defter açtık. Aklınızdaki tüm önyargıları çöpe atın” diyor.

“Çocuğu ihmal etmemek”miş..

Bu ne? Bu; dinin, örf ve adetlerin kadına yüklediği bir rol..

Unut bunu.. Çocuğu ihmal etmemek diye bir şey yok.. 

Eşi ihmal etmemek ne demek?

Yok böyle bir kavram.. Bunları unut..

İstanbul Sözleşmesi tam da bunları unutmanız için zaten maddelerini çaktırmadan dizayn etmiş..

“Kadın kimliği” mi? Kadın kimliği de ne? Kadın kimliği, “toplumsal cinsiyet eşitliği”ne aykırı.. Yok öyle bir şey. “Kadın kimliği”, “erkek kimliği”, bunların hepsi hurafe.. Öyle diyor, İstanbul Sözleşmesi..

İstanbul Sözleşmesi, “kadın olarak siyaset”i yasaklıyor zaten.. “Erkekleşmeme gayretleri”nin boş bir çaba olduğunu söylüyor..

“Erkekleşme” idi, “kadın” idi, bunlar toplumun biçtiği roller, geçin bunları diyor..

Onların amacı, “aileyi yıkma”“nesilleri kirletme”“sapkınlar”“ahlaksızlara karşı mücadele”“Kültür, değerler, aile bilinci, geçmişten geleceğe aktarılması gereken öğretiler..”in kökünü kazımak..

Sayın Dilipak, uluslararası güçlerin himayesindeki cinsi sapkın topluluğu kast ettiğini beyan etti. Buna rağmen “yok bizi kastetti” diye ısrar etmek, konuyu mahkemeye taşımak adalet ve politik basiretle uyuşuyor mu?

Kadınlarımız en büyük zulmü 90′ larda başörtüsü yüzünden görmüştü. Bizim mücadelemiz bu zulme karşıydı. Evet şimdi başörtüsü özgür. Ancak şimdi o başörtünün altına gizlenen, cebi para görmüş feminist kafalar maalesef başkalarına zulmediyor. İşin en acı tarafı bu.

Abdurrahman Dilipak 28 Şubat sürecinde başörtülü kadınların davasına destek vermişti. Daha sonra 312 general Dilipak’a dava açmıştı. Dilipak evini satıp tazminat ödemişti. 28 Şubat’ın ekmeğini yiyenler 28 Subat mağduru Abdurrahman Dilipak’a dava açıyor. Bazı şeylerin bambaşka olmasını çok isterdim” Sayın Abdurrahman Dilipak çok bedel ödemiştir bu dava uğruna.

Söz dokuz boğumdur, dokuz düşün bir konuş derdi büyükler. Sanırım sayın Dilipak, Twitter ve sanal dünyaya dokuz söyleyip bir düşünerek giriyor. Bu zaman dilimi İslam hassasiyeti yüksek kesimlerin ve aydınların en dikkatli olması lazım gelen zamandır. Lütfen birbirimize düşmeyelim!

Kesilen ağaca en büyük üzüntüsünü sormuşlar. “Beni kesen baltanın sapı benden ya, ona yanıyorum” demiş. Herkes bilsin ki, milyon balta bir Abdurrahman etmez!

“Halkın lanetlediği ve tavır aldığı hiçbir yanlışın bu ülkede kök salma imkânı yoktur! Genç dimağları zehirlemenin peşindeler! Milletimi, Rabbimizin yasakladığı sapkınlıklara karşı tavır almaya davet ediyorum!” (Recep Tayyip Erdoğan)

Selam ve Dua ile…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: