Zıbınla başlayıp kefenle biten bir hikaye!
Zıbınla başlayıp kefenle biten bir hikaye!
Hakikat, ancak arayanlarda yer bulur. ‘Bir gelir pir gelir’ ve bu ruhla hakikate vardırır. Bir gün hikaye bitecek, mahkeme kurulacak, hakimin kendisi , duyan, işiten, bilen, şahitlik edecek…
Ve karar…
Herkes toprak sahibi olacak…
Sayfalarca kitap yazmaya gerek yok, Allah için kim ne yapıyor ona bakın siz. Makamları şahsi menfaat kapısı görenleri, makama ulaşmak için her ortamı şahsi şovuna dönüştürenleri izliyoruz.
Kıblesi olmayan, nerede çıkarı menfaati var oraya secde eden, adamın adamı olmayı kendilerine amentü kabul edenleri görüyoruz. Boynuna tasma takanı takip eder, onlar dünyadan hızlı döner. Çünkü yörüngeleri yalama olmuştur. Hızlarına yetişilmez.
En güzel, en iyi, en pahalı, en marka, bir üst makam demekten; en dürüst, en takva, en salih ve saliha olmak aklına bile gelmez. Rızkı verenin Hüda olduğunu unutur. İki günlük dünya için, üç ömür yaşayacak derecede dünyaya tamah eder.
O yüzden, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun da dediği gibi; “Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için; bu kadar fırıldak olmaya gerek yok.”
Şüphesiz Allah-u Zülcelal’in sevgisi, kulluğun en son makam ve en üstteki derecesidir. Tövbe ve sabır gibi diğer makamlar, bu son makama ulaşmak için basamaktır.
Eğer’ki şu kabir ehli bizlerle konuşa bilseydi; sanırım derler ki; bu hırslarınız, bu kibirleriniz kavgalarınız ve bu haddi aşan dünya telaşlarınız boşa. Bizden ders alın ve heybenizi iyiliklerle doldurun, üç günlük dünya için toprağın altını unutmanız…
Ah bir anlayabilsek!
Ey insanoğlu,
Zıbınla başlayıp kefenle biten bir hikayen var. Fırıldak olma.
Yeryüzü dediğin bir koca mabed.
Geldik bu mabede maksat ibadet.
Üç günlük bir dünya için gayret üstüne gayret.
Ebedi bir hayat için gayret yok hayret.
Ezanlar ederken secdeye davet,
Hep yarın diyorsun oysa kim bilir; o yarın belki kıyamet! (Necip Fazıl Kısakürek)
Selam ve dua ile…