UA-131003470-1
DOLAR 7,5358
EURO 9,0249
ALTIN 411,42
BIST 1.542
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 9°C
Parçalı Bulutlu
Ankara
9°C
Parçalı Bulutlu
Sal 12°C
Çar 15°C
Per 10°C
Cum 10°C

Bu neslin ahlakını işte böyle çaldılar

22.02.2021
21
A+
A-
Spread the love

Bu neslin ahlakını işte böyle çaldılar

Ülkede çalınmayan hiçbir somut şey kalmadı zaten. Ancak öncelikle bu ülkenin ahlakını, hoşgörüsünü, sevgisini, sağduyusunu çaldılar.

“Az medeni ol, alt tarafı masum bir öpücük” dediler, çaldılar!
“Namus, iki bacak arasında olmaz” dediler, çaldılar!
“Daha genç o” dediler, çaldılar!
Türk-İslam aile yapısını muhafaza etmeye çalışanlara “gerici, yobaz” dediler, çaldılar!

“Bir kereden bir şey olmaz” dediler, çaldılar. “Soyunurum da sevişirim de, beden benim bedenim, sanane” dediler, çaldılar.

Arsızlığı cesaret zinayı aşk sandılar, bu neslin ahlakını işte böyle çaldılar.

Algı operasyonları, etik değerleri, işte böyle böyle iğdiş etti.

İnsanların ruhunu, kardeşlik duygusunu, birlikte yaşama kültürünü, naifliğini, temizliğini, her şeyini çaldılar.

Eski Türk filmlerinde başroldeki gencin arabası bir dağ başında arızalanır ve bir köy evine sığınırdı. O evin başı örtülü, ayağında şalvar, konuşurken yüzü kızaran nazenin ve edebli kızına askıntı olurdu şımarık züppe şehirli beyi oynayan genç.

O başörtülü, şalvarlı konuşurken yanakları kızaran narin kız gence aşık olurdu. Sonra bir şekilde genç adam şehrine döner, modern yaşamında arkadaşları ile yaşadığı macerayı konuşurken mahsur kaldığı dağ evinde ocağını açmış olan evin sahibinin kızı çıka gelirdi.

Gönlünü kaptırdığı genci bulurdu. Tabi gencin arkadaşları uzun saçlı, İspanyol paçalı, uzun yaka gömlekli, ellerinde viski kadehleriyle İstanbul’un bilmem hangi semtindeki zengin villanın havuzlu bahçesinde parti verirken giriverirdi bahçeye, beliriverirde havuzun başında…

Kahkahalar, alaylar, laf atmalar. Kız mahcup, oğlan sinirli, etraf neşeli…

Sonra sahneye çağdaş, görgü ve nezaket kurallarını öğreten Fransız aksanlı bir mürebbiye girer, sözde eğitim…

O edepli, kapalı, görgülü, mahcup, yüzüne bakınca yanakları al al olan kızı soğanın üzerindeki kabukları soyar gibi açar, neredeyse çırılçıplak bir halde aç kurtlar sofrasına atıverirdi. Adına da modern, çağdaş, sözde nazik, kibar bir İstanbul hanımefendisi denirdi….

Güya genci etkilemek için yaptığı makyaj, açtığı saçları, göğüs dekolteli, derin yırtmaçlı elbisesi ile batılı modern Türk kadının temsilcisi, ilerici çağdaş insanın rol modeli olarak boy gösterirdi. Islıklar, salyalar akan ağızlardan beğeniler, reveranslar…

İşte gençliğin imanını, ahlakını, edebini, hayasını, utancını, yüreğindeki ar duygusunu, alnındaki ar damarını böyle çaldılar, çatlattılar. Adına çağdaşlık, modernlik dediler.
Şimdi soruyor toplum bilimci sözde ahlakçılar, aydınlar, okumuşlar…
Biz nerede hata ettik?

Selam ve dua ile…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: